Zaman Çarşaf Gibi Mi Bükülüyor?

Newton ve Einstein, iki dev bilim insanı. Peki bu bilim insanları bilimi nasıl bilim yaptı? Einstein, Newton’un yasalarının devamını nasıl getirdi? Uzayı anladıkta zaman nasıl bükülüyor? Casimir etkisi nedir? Kemerlerinizi bağlayın, öğrenmeye gidiyoruz!

Newton yasaları neyi cevaplayamadı?

Kafanız çok bozulmuş. Çocukken arkadaşlarınızla elmaları aşırdığınız elma bahçesindeki ağaçların birinin önüne oturuyorsunuz. Doğa size cezanızı veriyor ve elmayı kafanıza düşürüyor. Sinirlenip elmayı fırlatıyorsunuz.

Newton yasaları, bir cismi hareket ettirebilmek için ona kuvvet uygulanması gerektiğini söyler. Çocukken oynayıp hayaller kurduğunuz oyuncak arabalarınızı hareket ettirmek için eliniz ile itersiniz. İşte bu durumu Newton yasaları çok güzel bir şekilde açıklar.

Ancak Newton yasaları üzerine görünen bir kuvvetin etki etmediği durumları açıklayamaz. Mesela yerçekimi sonucu yere düşen bir elmaya temas eden hiçbir şey yoktur. Peki bu nasıl düşüyor? Bu cevabı Newton yasaları ne yazık ki veremiyordu.

300 yıl hüküm sürmüş bu yasaların cevap veremediği durumları, mütevazi bir memur cevaplamıştır. 20’nci yüzyılda popülerleğini kazanan ve hala da popülerliği devam eden deli adam, Albert Einstein.

Işığın hızı Newton zamanında da ölçülmeye çalışıyordu. Bir dalga hareketinin var olabilmesi için ortama ihtiyaç vardı. (Su dalgalarını görebilmek için suya ihtiyaç olduğu gibi) Uzaya baktığımızda ışık ışınlarını görebildiğimize göre uzay boş değildi. Ether denilen bir madde ile dolu olduğunu düşündüler. Michelson’un tasarladığı ve yaptığı deney sonucunda böyle bir ortamın olmadığı kanıtlandı. Aynı zamanda bu deney, Newton’un mutlak zamanını da devre dışı bırakıyordu. Bunun sonucunda Einstein kendi evren modelini ortaya çıkardı. (Bu modeli ilerleyen zamanlarda, bir başka yazıda inceleyeceğiz. Dava büyük!)

Michelson-Morley deneyinde ışık hızının sabit olduğu ispatlandı. Dünya’nın döndüğünü bilmeyenimiz yoktur. O halde ışıkta Dünya ile birlikte hareket ettiğine göre hızının değişmesi gerekirdi. Ancak yapılan deneyler ışığın hızının Einstein’ın dediği gibi sabit olduğunu gösterdi. Ayrıca ışık hızında hareket ettiğimizde ışığın durması gerekirdi ve Maxwell teoremlerine göre dalga hareketi yapan ışığın durağan olması söz konusu değildi.

Görelilik

Newton yasalarına göre zaman, mutlak bir büyüklüktü. Uzaydan farklıydı. Bilimdeki önemli gelişmelerde farklı sanılan kavramların birleştirmesiyle ortaya çıkmıştır. İşte Einstein da farklı sanılan bu kavramları birleştirdi ve uzay-zaman dediğimiz kavramı ortaya çıkardı.

Yani Newton’a göre zamanın akış hızı hiçbir zaman değişmiyordu. Aynı şekilde herkes her şeyi aynı ölçüyordu. Elinizdeki bir çubuk var ve  50 cm ise bir başka gözlemciye göre de 50 cm’dir diyordu. Einstein ise bu düşünceyi gayet basit bir düşünce deneyi ile yıkmayı başardı.

Tren istasyonundasınız. Çok ünlü bir tasarımcı tamamen şeffaf bir tren tasarlamış. İçireyi görebiliyorsunuz. Tabii VIP kısmı şeffaf değil, onu belirtelim. Arkada da VIP kısmına parası yetmemiş gariban bir fizikçi oturuyor. Adı Oğulcan. Kemal diye bir arkadaşı da onu yolcu etmek için istasyona gelmiş. Ne hikmetse ikisinin de elinde bir cetvel var. Kemal bir gözünü kısıp cetvel ile trenin boyunu ölçüyor. Tam da 50 cm çıkıyor. Siz de bu tür durumlar yaşamışsınızdır. Çok uzaktaki bir 5 katlı apartman (yüksek girişli bir apartman, altını kiraya vermişler market açmış birisi) küçücük görünür gözünüze. Elinizde bir cetvel olsa ve ölçmeyi deneseniz, koca apartman 1-2 cm çıkar. Oğulcan da trenin boyunu cetveli defalarca kullanarak ölçüyor ve 2,5 metre çıkıyor. Diğer örnekte de aynı şekilde bir durum var. Apartmanın çatısından koca bir cetveli aşağıya doğru tutsak metrelerce bir uzunluk olduğunu görürüz.

İşte bu duruma görelilik adını veriyoruz. Görüldüğü gibi farklı gözlemciler aynı nesneleri farklı ölçebiliyorlar.

Peki zaman nasıl bükülüyor?

Yıllardır zaman mutlak bir büyüklük olarak ele alınmıştı ve uzaydan bağımsızdı. Bunun aslında böyle olmadığını kabullendirmek gerçekten zordu ama Einstein, akıllıca düşünsel deneyler ile bunu kabullendirmeyi başardı.

Aynı cismin farklı gözlemcilere göre farklı ölçüldüğünü gördük. Peki nasıl ölçtük biz bu cisimleri? Cetvelimiz ile. Zamanı nasıl ölçüyoruz? Saatimiz ile.

Zamanı doğru bir şekilde ölçmek için ışığı kullanmamız gerekir. Çünkü, hızı sabit olan ve hiçbir şekilde değişmeyen bir büyüklüğü bize gösterir. Bu noktadan yola çıkarak gelin Einstein’ın düşünce deneyine göz atalım ve olaya bakalım.

Gariban fizikçi Oğulcan şeffaf treni ile gittiği yerden günler sonra geri döner. Trendeki kabinine kimseyi almamıştır. Kendine bir ışık saati yapmış ve yolda canı sıkılmasın diye deneyler yapmayı düşünmüştür.

Trenin tepesine bir lamba asmış öncelikle. Tam altına ise bir ayna koymuş. Bizim 1 saniye dediğimiz büyüklük sarkaçlı bir saatin salınımına denktir. Yani sarkaç bir uçtan diğer bir uca gittiğinde bir saniye geçti deriz. Oğulcan da, ayna ile lamba arasındaki mesafeyi ve ışık hızını bildiğinden, tavandaki ışığın aynaya ulaşması için geçen zamana 1 oa demiş. Ona göre tavandan gelen ışık aynaya çarpıyor, sonra aynadan ışık yansıyıp tavana gidiyor ve 2 oa oluyordu. Zamanı bu şekilde ölçerek yolda zaman geçirmeye çalıştı.

Sabah bindiği tren akşam saatlerinde ıssız ve karanlık istasyona yaklaştı. Kemal de onu bekliyordu. Trendeki ışığı görünce şaşırdı. Olayı anladı tabii hemen. Einstein’ın düşünce deneyini gerçekten yapıp vakit geçirmeye çalışıyordu Oğulcan.

Kemal’e göre ise tren hareket ediyordu. Trenle birlikte zemindeki ayna da aynı şekilde. Işık tavandan çıkıp aynaya doğru hareket ederken aynı zamanda aynada hareket etmektedir. Anlaşıldığı gibi ışığın yolu uzuyor. Bu da dışarıdaki gözlemcinin daha uzun bir vakit algılamasına yol açıyor. Olay öklidyen geometrisi ile rahatlıkla anlaşılabilir.

Zamanın göreliliği böyleydi. Uzay-zamanın bükülmesi ise yeterince kütleye sahip cisimler sayesinde oluyor. Mesela Güneş, dev bir kütledir ve uzay-zaman bölgelerini büker. Bunu daha iyi anlamak için bir arkadaşınız ile çarşafı karşılıklı olarak uçlarından tutun ve iyice gerin. Sonrasında ise diğer bir arkadaşınız oluşturduğunuz zemine ağır bir küre bıraksın. Basketbol topu bu iş için elverişli olacaktır.

Aynı çarşafa kağıttan yapılmış bir küre bıraksanız hiçbir etkisi olmaz. Çünkü, yeterince kütleye sahip değildir. İşte böyle bölgeler de, yani evrende uzay-zaman bölgelerini eğmek için yeterince kütleye sahip olmayan kuytu köşelerde uzayı birbirine dik 3 eksen ile ifade ederiz. Öklidyen geometrisi ile mutluyuzdur. Ancak işin içerisine dev kütleler girdiğinde mutluluğumuz bozulur. Bu bölgelerde ise Riemannian geometrisini kullanırız. Uzay-zaman bölgelerinin yeterince kütle ile büküldüğünü ifade eden genel görelilik, deneylerle ispatlanmıştır ve sağlam bir matematiği vardır.

Zaman kavramı somut bir şey değil diye onu dışlamak olmaz. Zamanın da göreli olduğu bu düşünce deneyi ile ispatlanmış oldu. 300 yıl hüküm sürmüş ve geçerliliğinden emin olunan yasalar, Einstein’ın tutkusu sayesinde biranda yıkılıvermişti.

Casimir Etkisi

Einstein’ın kapalı evren modelinde bir kozmolojik sabit vardı. Hani matematikte integral alırken bir sabit eklenir ya aynen onun gibi. Amacı durağan evren modelini sağlamaktı. Sonradan Hubble evrenin genişlediğini kanıtlayınca Einstein yıkıldı. “En büyük hatam!” dedi bu sabite.
Süpernova gözlemleri sağolsun bu sabite sonradan büyük bir ilgi ortaya çıkarttı. Aslına bakılırsa karanlık enerji dedikleri şeyin temelini oluşturuyordu. Einstein, yüksek basınçlı gazların daha büyük bir kütleçekimine sahip olduğunu göstermişti. Karanlık enerjinin de basıncının negatif olduğu düşünülürse evrenin genişleme hızını artırır ve bu enerjinin yoğunluğu asla azalmaz.

 

Peki kanıtı? 1984 yılında Hollanda Leiden Üniversitesinden Hank Casimir bir deney yaptı. Vakum ortamına elektrik yükü sıfırlanmış iki metal yaprak koydu. Sonrasında ise bu yapraklar da birbirini çektiğini gözledi. Bu nasıl oluyordu derseniz şöyle derim, evrenin her köşesinde vakum enerjisi olduğunu varsayarak işler anlaşılır hale gelir. Yaprakların elektriksel yükü olmadığından, yapraklar arasındaki vakum enerjisi dışına göre daha zayıf olur. Bu da yaprakların birbirini çekmesini sağlar.

İşte bu enerji de vakum enerjisinin varlığını tam olarak ispatlıyor. Karanlık enerjiye olan inancımızı güçlendiriyor.

Referanslar:

Dave Goldberg, Jeff Blomquist, Evren Kullanma Kılavuzu, Metis Bilim Yayınları, s. 200-204, Haziran 2011

Prof. Dr. Cengiz Yalçın, Evren ve Yaratılışı, Arkadaş Yayınevi, s.87–114, 2008

Sadi Turgut, “Özel Görelilik”, TÜBİTAK Bilim ve Teknik Dergisi, s. 38-45, Şubat 2005

“Zaman Çarşaf Gibi Mi Bükülüyor?” için 18 cevap

  1. merve Avatar
    merve

    çok güzel olmuş ellerine sağlık gariban fizikçi OĞULCAN;)

    1. ogulcanacikgoz Avatar
      1. merve Avatar
        merve

        uzun zamandır bişiler yazmanı bekliyoduk, ve durduğun zamanın hakkını vermıssin çok güzel olmuş gerçekten:)

  2. Sühan Avatar

    Hocam gerçekten çok güzel bir yazı yazmışsın. Yazına gokbilim.com ‘dan ulaştım. Yazılarının devamını bekliyorum.

    Bu arada iznin olmadan yazını blogumda yayınladım, tabi ki kaynak göstermeyi de ihmal etmedim.

    İyi günler diliyorum.

    1. ogulcanacikgoz Avatar

      Teşekkür ederim, beğenmenize sevindim. Yazıyı paylaşmanız beni ayrıca mutlu etti. Dilediğinizce paylaşabilirsiniz. Blogunuz da çok hoşuma gitti. Takip edeceğim.

      İyi günler.

  3. emre Avatar
    emre

    hocam benim aklıma takılan bi soru var..
    zamanın bükülmesini anlatırken yararlandığınız örnekte takıldığım bir nokta var beni aydınlatırsanız sevinirim.. yerdeki aynanın istasyondaki kemale göre bi hızı olduğunu ve sarkaçtaki ışığın aynaya ulaşıp yansımasının öklidyenle düşünürsek daha uzun bi yol katedeceğini söylemişsiniz..
    ancak istasyondaki kemale göre yerdeki aynanın bi hızı olduğu gibi sarkaçtaki ışığında trenin bağıl hızına sahip olduması gerekmez mi?
    dolayısıyla ayna ve sarkaçtaki bağıl hızlar aynı yönde aynı hızda olacağına göre
    ışığın aynaya yansıması aynı hızda aynı mesafede olmaz mı?

    1. ogulcanacikgoz Avatar

      Aslında olayı çözmüşsünüz ama birleştirmekte küçük bir problem yaşamışsınız. Bu olayı görsel olmadan anlatmak aslında biraz zor, burada görsel kullanmayıp sözcüklere sıkışarak hata yaptım. Sizin için bir çizim yapıp yazıyı bir kaç gün içerisinde güncelleyeceğim. Sevgiyle kalın.

  4. ogulcanacikgoz Avatar

    Böylesine büyük bir gecikme için çok üzgünüm. Sınav hazırlıkları falan derken bir web sayfam olduğu bile aklımdan çıkmış. Mesajınızı tekrar okudum, iyi ki önceden cevaplamamışım çünkü anlattıklarımı tekrar anlatırdım. Siz bütün mantığı çözmüş ve tam sorulması gereken soruyu sormuşsunuz. Ben de bildiğim kadarıyla açıklamaya çalışayım.

    Teori bazı kabullere dayanıyor. Bunlardan biri zamanın göreli olduğu ve diğeri ise ışık hızının sabit olduğu. Siz ne yaparsanız yapın ışık hızına ulaşamazsınız. Aynı şekilde ışık hızı ile bağıl hareket denklemi de kuramazsınız. Bunun için Michelson-Morley deneyi hakkında detaylı incelemelere ulaşmanızı öneririm.

    Örnekle açıklamak istiyorum. Siz 10 m/s hızla koşarsanız ve ben sizin baya önünüzde bir noktada duruyorsam siz beni, sizden 10 m/s hızla uzaklaşıyormuşum gibi görürsünüz. Oysa bana göre ben duruyorumdur.

    Şimdi sıra bana gelsin. Işık hızını c sembolü ile gösteriyoruz. Eğer ben c’den 0,0000000000001 kadar küçük bir hızla koşuyorsam ve benim yanımdan bir ışık ışını geçerse ben bunla bağıl hareket denklemi kuramam. Yani ışık ışını bana göre benden 0,0000000000001 hızla uzaklaşıyordur diyemem. Ne kadar hızlı gidersem gideyim ışık bana göre de, herkese göre de c hızı ile uzaklaşıyordur.

    Nasıl birleştirip anlatabileceğimi bilmiyorum. Bundan sonrası size kalmış. Ve bunun sadece basit bir örnek olduğunu unutmayın. Sadece konuyu daha iyi anlatabilmek için. Sevgili Albert Einstein der ki: “Bir şeyi basit bir şekilde açıklayamıyorsanız, siz de onu yeterince anlamamışsınız demektir.” Yani ben çok iyi bilmiyorum. Size gönül rahatlığı ile anlatabilmem için denklemleri görmem ve anlamam gerekir. Bunun içinde bu yıl hedefime yani ODTÜ Fizik Fakültesi’ne yerleşmem gerekir. Kendinize iyi bakın, görüşmek dileğiyle.

  5. Vahit SUNAR Avatar
    Vahit SUNAR

    Zaman kavramı aslında bir realite değildir. Reel değerlerin konum farklarının, birbiri ile ilintilendirilerek diğer konum farklarının oranına zaman diyoruz.

    Reel olmayan bir gerçeğin eğrilip bükülmesi de reel değildir. Zaman ne görülür ne de hissedilebilir. O yalnızca efekt algılamasıdır. Zaman ancak entropik bir oluşumun değişim sürecinde tekrarlı veya tekrarsız değişken limit noktalarının tanımlanması açısından yorum getirebilmek için interpolasyon oluşturmaktır.

    Zaman serisi üzerinde ayrıca evrenin genişlemesi üzerine yapılan yorumlar da hatalıdır.

    Mekanik evrende, evrensel kümenin elemanlarının hareketliliğine bağımlı değişimin kırılma yöntemi ile ölçülmesi, evrenin genişlediğine dair gerçek hız ve konumu ifade etmez. Eğer her bir sistem elemanı ekliptik hareket etmek zorunda ise, ölçüm sonuçları yanıltıcıdır.

    Asıl olan evrenin sınırını oluşturan zarın genişlemesini ifade edecek olan yapısal değişimin tespitidir.

    Gerisi hava civa..

    Vahit SUNAR.. kONUYA İLİŞKİN KİTABIM YAKINDA ÇIKACAK..

    1. ogulcanacikgoz Avatar

      Çok iddialı konuşmuşsunuz. Yetkinliğiniz nedir acaba?

      1. Vahit SUNAR Avatar
        Vahit SUNAR

        Gerçekleşen olayları bilimsel bir algoritma ile araştırma yöntemlerini uygulayan ve aklını kullanmasını bilen her insan, muhakkak doğru sorgulama ve karar yöntemlerini idrak edecek konuma gelir. Çünkü akılcılıkta ben ‘lik yoktur. Ben ‘lik olmayan yerde bilim vardır. Bahse konu yetki, ben merkezciliğin kaybetme korkusunun dışa vurumudur.

        Bilgi olmadan, ussal sorgulama olamaz.. Ussal sorgu için ancak farkındalık gereklidir.
        Mutlak değer aralığında sonsuzluk araştırılamaz..

        Görüşmek üzere..

      2. ogulcanacikgoz Avatar

        Orası öyle tabii, haklısınız. Öyle yapan her insan da yapamıyor ne yazık ki. Hatta bilimin ne demek olduğunu anlamış bazı bilim insanları dini inanışlarının esiri olarak su götürmez bir gerçek olan evrimi yalanlıyor. Ancak bazı şeyler farklı yorumlanır, yeterince matematik bilinmediği takdirde fiziğin karmaşık konularını anlamak zorlaşır. Uzay-zaman öyledir, 2-3 popüler bilim kitabı okuyan herkes öğrendiğini sanır. Bazı şeyleri çok iyi anladığınızı zannedersiniz sonra yıllar geçer ve bir bakarsınız ki hiçbir şey anlamamışsınız. Dediğim gibi işin matematiğini bilmeden yorumlar yapmak hatalı olabilir. Paralel evrenler teorisi hakkında mesela uzay-zaman ile ilgilenen çoğu insan bir şeyler bilir ama iş o kadar basit değil. Ciddi derecede matematik gerekir gerçekten anlamak için. Kuantum mekaniği de öyle. Muazzam matematik istiyor diye biliyorum. Teorileri kendisinden öğrenebiliriz, popüler bilim kitapları sadece bilgi sahibi olmamızı sağlar ve çoğu kez insanlar bilim insanları ile sohbet edince doğru anladıkları şeyleri yanlış anladıklarını öğrenirler.

      3. Vahit SUNAR Avatar
        Vahit SUNAR

        Neden düsünüyorum? Nasıl düsünüyorum?

        Kavramlar olmasa düşüncenin Zihinsel boyut koordinatları ile düşsel olarak tanımlanabilir model kurmak ne kadar mümkün olurdu?

        Düşünme sürecinde inandığımız gibi, varsaydığımız biçimsel modelleme ile tanımladığımız yorumların doğruluğuna başka insanları ikna ederek hemfikir düşünceleri çoklamaya bakarız.

        Tabiat kuralları ile kavramlaştırılan sorgu, ifade ve anlam düzeyi yüksek yanıt arama modelleri, insanın yaratılış hükmünün hikmeti olarak kabul etmek gerekir.

        Yaratılış hükmünün hikmet düzeyi, bilimsel ve felsefi iradeyi algılayacak, irdeleyecek ve doğru yorumlayacak bir ahlak ve model çerçeve oluşturmalı ki, anlık iz düşümler bile bilgi tanımlaması ile sosyal kirliliğe neden olmasın.

        Hatalı algılar sonucu türetilmeye çalışılan kavramların, bilimsel veya felsefi kargaşa oluşturması konusunda, ispatsız varsayımlara dayalı mutlakiyetçilik ve şartlandırma ortaya çıkabilecek etkin hatalardır.

        Düşüncelere hükmederek gerçeklerin hatalı kararlar nedeni ile karartılması, bilimsel açıdan kabul görmeyecek önyargıdır.

  6. Hakan Yılmaz Avatar
    Hakan Yılmaz

    Fizik ve matematik konusundaki bilgim, lise hatta orta okul (buradan yaşım ve kuşağım anlaşılmıştır) yetkinliğinde. Fakat iletişimin bir parçası olan yazıya merakım yadsınamaz. Küçük bir merakla başlayan serüvenime, nöronlarıma bir şeyleri izah edip, yol almalarına ve olayları kavramalarına fayda sağlayacak bir farkındalık yaratmaya çalışıyorum. (gol arıyorsan en az bir gol pozisyonuna girmelisin, tabii eğer hiç gol yemezsen).

    Lafın kısası az da olsa farkında olmaya çalışıyorum.Evrende bir kütleye sahibim, bir çekime tabiyim. birinin gönlünde ışığım (eşim). O halde evrende bir sorumluluğum var diye düşünüp farkındalığımı arttırmaya çalışıyorum. Yukarıdaki anlatımdaki gayret ve emek çok hoşuma gitti. Bu gayret için Oğulcan Beye teşekkür ediyorum (fakirsel yaklaşımınız, bir fizikçinin zengin gönlünden olsa gerek, ne kadar alçalırsan o kadar yükselirsin metaforu olsa gerek).

    Sonuçta;

    Benim kütlesi olan her şeyin zamanda bükülmeye neden olması bir kenara, insanlara bilgisini paylaşan bir yüreğin de büküleceğini varsayarak, o yüreğe teşekkür ediyorum elinize ve emeğinize sağlık.

    İlk kez bir yorum yazıyorum bu sayede bir bloga.(samimiyim)

    Syg.

    1. levent tetik Avatar
      levent tetik

      Kardes hep sasirmisimdir bu uzayin bir carsaf misali gezegen kutlelerine bukturulmesine ne carsafi ne manyetik alan denizi ya uzayin yer bazli gok bazli bir seyimi varda ona paralel birsey olsunda cisimler ona basinc uygulayip asagi bastirsin cukur gibi..manyetikbir deniz kabul.ama butun cisimler denizin icinde yuzeyinde degillllllllllllllll

      1. Yeliz Avatar
        Yeliz

        BU konuları hiç bir bilim temelim olmadan, merak içinde okuyan birisiyim. şu çarşaf örneği hiç bir zaman sevmedim. Her maddenin kütle yer çekimi ve manyetik alanı vardır veya deniz misalı en ufak hareketin çevresine gözle görülmeyen ama hissedilen bir etki alanı vardır desek. mıknatıs misali.
        Bu insanlar içinde geçerli;
        bunu en güzel örneği görmediğimiz birisinin, birazdan odadan içeri gireceğini ve onun kim olduğunu görmeden bilmek gibi. çünkü yayıyoruz etrafımıza bir enerji.
        yanlız karanlığın enerjisi benim için yeni bir konu oldu. Bakalım kafamda nereye oturtacağım.
        Birde bu konuklarda bilimden çok uzak olan benim gibi birisinin sorunu cevaplar mısınız bilmiyorum? zamanın bükülmesi zamanda yolculuk yapmamızı sağlar mı?

      2. ogulcanacikgoz Avatar

        Kesinlikle sağlar! Bu konuda ciddi çalışmalar yapmış çok ünlü bir Türk bile var, Ulvi Yurtsever. Dün LIGO kütleçekim dalgalarını keşfettiğini açıkladı. Bu basın konferansında konuşma yapan Kip Thorne da bu konularda ciddi çalışma yapmış bilim insanlarından. Size önerim Richard Gott’un yazdığı “Einstein Evreninde Zaman Yolculuğu” kitabını okumanız.

  7. ynsemre Avatar
    ynsemre

    Vay be “zaman” ne çabuk geçiyor

ynsemre için bir cevap yazın Cevabı iptal et

I’m Oğulcan

Welcome to my blog! I am one of those engineers who loves writing about everything. I share my memories, paintings, travels, and experiences here!

Let’s connect